DEKOR :
İzmir'de lüks bir otelin yatak odası. Saat 21 suları. Tek karyola; başucu sağda; ayakucu sahnenin önüne doğru. Sağda, solda ve dipte kapılar.
açıldığında sahne boştur. Önde bir şezlongun önünde, hazırlanmış iki bavul, • arkada, dipteki kapı açılır, bir garson girer; elinde bir yolcu bavulu ve temiz yatak çarşafları vardır. Arkasından, gezi giysileriyle Suat girer. Suat'ın elinde bir çanta bulunmaktadır.
SAHNE I
GARSON — SUAT
GARSON — Buyurunuz efendim. Bu gece otelimizin biricik boş odası burasıdır. (Elindeki bavulu yatağın önüne, yere koyar).
SUAT — (Elindeki çantayı orta masasının üzerine koyarak) Demek şansım varmış. Uyku. gözlerimden akıyor. (Odaya göz gezdirir, sonra) Banyosu var mı?
GARSON — (Sol yandaki kapıyı açar) Elbette efendim. Sıcak su, soğuk su. ılık su. Her şeyimiz yerindedir.
SUAT — sağdaki kapıyı gösterir) Bu kapı0
GARSON — Bitişik odaya, daha doğrusu odalara açılır. Her iki odadan sürmesi vardır. Merak etmeyin, rahatsız olmazsınız. Buradan gürültü de işitilmez.
SUAT — Hemen yatacağım. Uykuda horlamam. Gürültü de etmem. (Yerdeki iki bavulu göstererek) Bunlar ne?
GARSON — Odayı bugün bırakan bir parti delegesinin bavulları. Tekirdağ delegesiymiş.
SUAT — Odayı bırakıyor mu?
GARSON — Evet, Sabahleyin sekretere, odayı bırakacağını bildirmiş. Bu akşam 21.30 uçağı ile istanbul'a gidip birkaç gün sonra dönecekmiş. Bavullarım topladı, kilitledi, yemeğe gitti. Gelip hesabını göreceğini, eşyasını alacağını söyledi. (Sağ yana bakar) Saat dokuza beş var. Geç kalmaz. Nerdeyse gelir.
SUAT -- Otelde, bu saatte yemek bulabilir miyim?
GARSON •— Elbette. Lokantamız sabahın ikisine kadar açıktır.
SUAT -- Elimi yüzümü yıkayayım da, aşağı inerim. (Pardösüsünü. ceketini çıkarır. Bavulunu açıp bir havlu alır) Tek yataklı odalarınızın geceliği ne kadar?
GARSON — (Yatağın çarşafını değiştirmektedir) Kapının arkasındaki listede yazılıdır. Kırk lira.
SUAT — Ooo, çok para!
GARSON -— Odalarımızın hemen hepsi dolu. Müşterilerimizin çoğunu kabul edemiyoruz. Sizin şansınız varmış ki, bu gece, bu oda boşalıverdi. İzmir'deki bütün oteller tıklım tıklım. Boş tek yatak bulamayacaktınız.
SUAT — Bu yıl, bizim partinin kurultayı İzmir'e hayli para bırakacağa benziyor.
GARSON — Siz de parti delegesi misiniz?
SUAT — (Soldaki odaya girmiştir. Elini yüzünü yıkar. Su sesi dışardan işitilir,) Evet.
GARSON — Nerenin delegesi?
SUAT — Balıkesir.
GARSON — Yalnız mı geldiniz?
'SUAT — Hayır, arkadaşlar buradaki akrabalarının evlerine dağıldılar.
GARSON -— Güzel. Delegeler bir hafta önceden gelmeye başladılar. Kapı, kulis çalışmaları hararetle sürüyor. Aralarında genç, yaşlı kadın delegeler de var. (Sağdaki kapıyı gösterir) Bu odada da Trabzon başkanı yatıyor. Birinci katın sırayla beş odasını istanbul'dan gelenler tuttu. .Heyetler birbirlerine şölenler vermekle meşgul. İzmir için bereketli, kazançlı günler. Aslında her parti, izmir'de doğmuştur. (Çıkarken durur) Gece sert sözler, bağrışmalar işitirseniz, ürkmeyiniz. O bağırmalar kavga değil, müzakeredir. Böyle konuşmalara belki yarın siz de katılacaksınız.
SUAT —- Benim politikayla ilgim yok.
GARSON Anlamadım?..
SUAT — Politikayla ilgim yok dedim.
GARSON —- «Delegeyim» demiştiniz ya?
SUAT —- Öyleyim ama, insanın karısı geçimsiz, dırdırcı olursa, bir süre olsun kurtuluşu delegelikte arar ve evden uzaklaşıp bir parça rahat nefes almak ister.
GARSON -•- Ne yaparsınız, başa gelmiş, çekeceksiniz.
SUAT Ben de çekiyorum. (Elini, yüzünü havluya siler) Karım her gün, her saat, her dakika anamdan emdiğim sütü burnumdan getiriyor. Banka cüzdanımdan, mektuplarımdan, tıraş bıçağımın markasına dek her şeyime karışıyor. Bir gölge gibi peşimden ayrılmıyor.
GARSON — Doğru. Genç kadınlar kıskanç olurlar.
SUAT — - Hayır, yaşlı kadınlar kıskanç olurlar.
GARSON — Karınız yaşlı demek?..
SUAT — Eh şöyle böyle. Altmışına merdiven dayadı.
GARSON — (Şaşar) Aman Allah!.. Peki niye evlendiniz?
SUAT — Ben evlenmedim; evlendirdiler.
GARSON — Ah bu analar, babalar!
SUAT — Onlar değil. Bizim parti arkadaşları zorladılar, evlendim.
GARSON - Sebep?
SUAT Önceleri koyu particiydi; kadınlar kolunda çalışıyordu. Arkadaşlar, bu çalışmalarına karşılık ona bir genç koca bulacaklarını vaat etmişler-. Bula bula...
GARSON Anladım. Bula bula sizin gibi bir partiyi bulmuşlar.
SUAT Evet; beni bulunca da asıl siyasi partisini unuttu.
GARSON (Çıkarken) Hiç olmazsa, bu geceniz hayrol-sun efendim!
SUAT - (Yalnız kalmıştır. Aynada saçlarını taradıktan sonra, ceketini giyer. Çıkmak üzere kapıya giderken çevresini' bakar, bavuluna kapar, kilitler. Yerdeki iki bavula bakar. Biraz düşünür) Bu bavullar burada fazla. Sahibi kapının önünden de alabilir. (Bavulları alır. Dipteki kapıyı açar; onları kapının önüne bırakır. Elektriği söndürmek için içeri döner. Sağdaki odadan bir edam girer).
SAHNE II
SUAT — KRAMPLI ADAM
ADAM — (Sağdaki odanın sürgüsünü açarak girer) Siz., bıı odada mı kalıyorsunuz?
SUAT — Allah kısmet ederse...
ADAM - Ben de yandaki odada kalıyorum...
SUAT - Oh, ne iyi. Komşu sayılırız.
ADAM —- Fakat ben uyuyamıyorum.
SUAT — Neden? Tahtakurusu mu var odanızda yoksa?
ADAM — Hayır... Efendim, ben izmir'e kurultaya geldim.
SUAT — Demek siz de particisiniz?
ADAM -— Eskiden öyleydi! Şimdi emekli sayılırım! Yarı romatizma, yarı parti çekişmeleri sinirlerimi bozdu. Bana müthiş kramp gelir. Gece yalnız yatamam. Kramp gelince, muhakkak birinin masaj yapması gerekir.
SUAT — O halde, neden yalnız geldiniz?
ADAM — Bir arkadaşımla geldim, fakat bu gece o, otele gelmeyecekmiş.
SUAT — Ya, vah vah...
ADAM — Odaya gelince, bir mektup buldum, «Bu akşam yokum» diyor. Her halde eğlenmeye gitti.
SUAT — Desenize, felekten bir gece çalacak.
ADAM — Onu bunu bilmem ama, bu akşam benim rahatımı kaçırdı, demektir.
SUAT — Niye?
ADAM — Ben, kramp korkusundan uyuyamayacağım.
SUAT — Merak etmeyin. Ben buradayım. Kramp gelir gelmez haber verirsiniz.
ADAM — Yerimden kalkamam ki...
SUAT — Bağıramaz mısınız?
ADAM — Ha, bakın o olur. Aman bağırınca gelin, çünkü...
SUAT — Evet, çünkü...
ADAM — Krampın ağrısından kendimi kaybederim. Hatta, yatağıma da kaçırabilirim...
SUAT — Doğru, hakkınız var. Siz hiç kaygılanmayın. (Kendi kendine) Yahu, şu particiler neler yapmıyorlar... (Adam, odostna girer).
(Ortadan, giriş kapıcından, bir kadının sesi gelir: Suat,
8
önce bu kadınla odadan konuşmaya başlar, sonra kadını içeri alır, sonra SAHNE teşekkül eder).
«Aa, şimdiden başladılar!» (Sesler artar) Kadın sesi: «Vay! Bu sefer yakayı ele verdin, yakaladım seni ya! Yedim, paraladım seni!» (diye bağıran bir kadın sesi işitilir. Suat, sağdaki kapıya gider. Dinler).
SUAT Her halde delegelerin müzakeresi! (Ses gittikçe yaklaşır ve arlar) Kadın delegeler daha sert, daha hırçın, daha ateşli oluyorlar! Fikirlerini zorla kabul ettirmek istiyorlar! (Kapı, birdenbire ımrulur. Suat ürker. Geri çekilir).
DIŞARDAN BiR KADIN SESi — Kim var orada? Kimse yok mu?
SUAT - (Duraksar) Eyvah, karım! (Dışarıya) Galiba var; şey, yok!..
KADIN SESi ~- Kimse yok da sesin nerden çıkıyor?
SUAT — Şey, ağzımdan! (Kendi kendine) Ses karımın sesine benziyor gibi. (Sesli) Ama kulaklarım uğulduyor da, pek anlayamadım.
KADIN SESİ — Delege misin sen?
SUAT — Evet.
KADIN SESi •— Eee, öyleyse kapıyı aç! Yoksa oteli ayağa kaldırırım!..
SUAT — (Kendi kendine) Hay Allah cezasını versin! Burada da kurtulamadık! (Ürkek ürkek sürmeyi açar. içeri altmış yaşlarında cadaloz kılıklı bir kadın girer).
SAHNE III
I. KADIN - SUAT
I. KADIN (Şaşkın) Aaa, yanlış mı geldim?..
SUAT --• Oh, çok şükür. Karım değilmiş!
I. KADIN — (Dışarı çıkıp odanın numarasına bakar) Tamam; burası 137 numara! Otel kâtibi söyledi. Nasıl olur? Siz bu odada mı oturuyorsunuz?
SUAT — Evet. Bu oda benim.
I. KADIN — Ne zamandan beri?
SUAT --- On dakika kadar oluyor.
I. KADIN — (Birdenbire) Eyvah! Yine kaçırdım!..
SUAT — Neyi?
I. KADIN — Bizim herifi!
I. KADIN — Bu odanın müşterisini.
SUAT — Ne gördüm, ne konuştum; hiç tanımıyorum.
I. KADIN — Ah kör olası! O. evde de böyledir. Ne görüşür, ne konuşur!..
SUAT — Ahbabınız mıydı?
I. KADIN — Hayır, kocam. Bir haftadır İzmir kazan, ben kepçe; ne o? Parti kurultayı varmış; delcgeymiş, fırt yine evden sıvıştı. Tekirdağ'ından düştüm peşine. Hiç bir gece evde durduğu yok ki!.. Yok ocak kongresi, yok gençlik kongresi, yok kadınlar kongresi, yok kurultay kongresi!.. Bıktım usandım artık!.. Aaa, ne bu böyle? Bu sefer düştüm peşine... Kurtulanla/ elimden!..
SUAT -— Genç mi kocanız? »
I. KADIN — Tabiî, benim kadar!..
SUAT — Öyleyse niye telâş ediyorsunuz?
I. KADIN — (Sert) Anlamadım!..
SUAT — (Çekinir) Yok, yani birbirinizin dengisiniz maşallah!..
I. KADIN — Telâş etmez olur muyum? Buraya gelenlerin çoğu bekâr. Evli bir erkeğin bekârlar arasında işi ne? Oh ne âlâ! Kurultay var diye vur patlasın, çal oynasın! Yağma yok. Tabii şüphelenirim, tabiî telâşlanırım!
SUAT — Yoo! İftira etmeyiniz. Kurultay, daima önemli işlerle uğraşır.
I. KADIN — Hadi, hadi! Beni kandıramazsınız. Önemli işlerle neğil, nemli işlerle!.. Baksanıza şu gözlerime... Ağlamaktan pınarları kurudu.
SUAT — Allah sabırlar versin!
1. KADIN -- Âmin! Şimdi ne yapayım, nerelere başvurayım?
SUAT — Aşağıya inin, otel kâtibine sorun.
I. KADIN — Öyle yaparım! (Çıkarken) Siz de delege misiniz?
SUAT — Evet,
I. KADIN — Evli misiniz?
SUAT — (Duraksar) Evet.
I. KADIN — Allah, zavallı kadına sabırlar versin!
SUAT — Âmin!
(I. Kadın çıkar. Suat, arkasından, «Kurtulduk/» anlamına
10
gelen hareketler yapar, ellerini ovuşturur. Tam bu sırada, sol yandaki kapının iç sürmesinden sesler gelir. Merakla kulak verir. Sonra, sol kapı açılır. İri yarı, pos bıyıklı, ayağında kilot-çizme, sırtında damalı fanila ve üstünde meşin ceket bulunan TAŞRALI ADAM girer. Bu adam, Anadolu'nun herhangi bir bölgesindendir. Bu rolü oynayacak kişinin yapacağı taklide göre; örneğin, Karadenizli, Bolulu, Doğulu, Külhanbey... olarak oynanabilir).
SAHNE IV
TAŞRALI ADAM SUAT
TAŞRALI ADAM — (Girer) Merhaba kardeş!
SUAT --- (Ürkek) Merhaba!
TAŞRALI ADAM — Yetişemedim galiba?
SUAT — Neye?
TAŞRALI ADAM -- Kavgaya...
SUAT - Ne kavgası?
TAŞRALI ADAM Buradan cırlak sesler geliyordu, imdadınıza koşayım dedim.
SUAT — Teşekkür ederim ama, yardım istemedim ki...
TAŞRALI ADAM -- Ya! Oysa, poturumu... şey, kilolumu giyip çizmemi çekinceye dek ortalık mayna oldu demek?..
SUAT — İlginize teşekkür ederim.
TAŞRALI ADAM --- Kardaş, düşündüm ki, bu otelde hep kurumtaya...
SUAT — (Anlar) Ha. kurultaya...
TAŞRALI ADAM •-- Her neyse... Kurumtaya, şey canım, işte, oraya gelenler hep bu otelde yatıyorlar... Belki, oda komşum da bizim partidendir; ona başka partiden olanlar çatmaya gelmişlerdir, dedim!..
SUAT - Demek siz de delegesiniz?..
TAŞRALI ADAM — Evet! Efendim, ben memlekette bir süpür gulübü reisiyim.
SUAT — Yani
başkanı... Ama, spor kulübüyle
partinin ne
ilgisi
var? ,
TAŞRALI ADAM -- Ben eski futbolcuyum. Adıma Şandel Memo derler...
SUAT — Ne demek o?
TAŞRALI ADAM — Biz eski futbolcuyuz. Zamanımızda topu yerden değil, havadan oynayana piravo derlerdi. En yavuz fotbolcu, topu minare kimin havaya diker, şandel yapardı. Ben de, ayağına gelen topu mahallenin minaresi kadar şan-dellerdim. O gün bugün adıma «Şandel Memo» derler...
SUAT — Memnun oldum.
TAŞRALI ADAM — Sonra, yaşlandım. Takaüt...
SUAT — Emekli...
TAŞRALI ADAM — Her neyse, ondan olduk... Ben gamyonculuk yaparım. On gamyonum var. Allah versin, işim ey i...
SUAT — Allah daha çok etsin.
TAŞRALI ADAM — Kesede para, gönülde fotfolculuk olunca, gençlerin başına geçtim, bir gülüp kurdum. Bizim gülüp vilâyetin şampiyonudur.
SUAT — Vilâyette kaç kulüp var?
TAŞRALI ADAM — (Durur) Bir...
SUAT — Anlaşıldı şimdi şampiyonluk...
TAŞRALI ADAM — Her neyse, sonra partiler kurulmaya başladı. Bizim gulübün ise azaları...
SUAT — Üyeleri...
TAŞRALI ADAM — He... Üyeleri çok! Haydi, partiye yazıl, dediler...
SUAT — Güzel fikir...
TAŞRALI ADAM — Böylece, partinin gençlik kolunu da kurduk, ben de başkan oldum.
SUAT — Buraya delege olarak geldiniz...
TAŞRALI ADAM — He valla...
SUAT — Partinin yardımına koştunuz desenize...
TAŞRALI ADAM — He valla...
(Bir süre sessizlik).
TAŞRALI ADAM — İş anlaşıldı. Sizi rahatsız etmeyeyim... Uykunuz vardır?
SUAT — Teşekkür ederim. Daha yemek bile yemedim.
TAŞRALI ADAM — Aman kardaş. ben ne güne duruyorum, içerde, sepette çiy köfte, patlıcan dolması var... Getireyim mi?
SUAT — Hayır, teşekkür ederim.
TAŞRALI ADAM — Dut pestili de var, bastık da var!
SUAT — Aşağıda, bir sandÖviç yesem yeter...
12
TAŞRALI ADAM - Haydi Allah rahatlık versin öyleyle kardaş...
SUAT İyi geceler...
(Taşralı, yeldi?}i sol yandan odasına girer. Kapının içerden kilitlendiği duyulur. Suat da biraz sonra, orta kapıdan çıkar. Sahne bir ara boş kalır. Sonra, Cevat aynı hızla girer).
SAHNE V
CEVAT (yalnız;
CEVAT (Ciğerlerini üşüttüğü için sık sık öksürür. Bu hali bütün oyun süresince zaman zaman devam eder. Saatine bakar) 21'i yedi geçiyor. Uçak 21.30'da. Hesabı görmeye, havaalanına yetişmeye, bilet almaya vakit yok. Adam sen de, ne olur? Bu gece de burada kalırım. Yarın sabah trenle Çanakkale yolu ile giderim. (PardesÜKÜnü ve şapkasını bir iskemleye koyar) Böyle daha iyi. (Çevresine bakar) Bavullarım nerede? Nereye kaldırmışlar? (Suat'ın bavulunu görür) Bunlar da ne? Acaba odayı mı şaşırdım? Olabilir. Hepsi de birbirine benziyor. (Kapıyı açar. Odanın dış yanındaki numaraya bakar) Hayır, lamam. 137 numara! Burası. (Kapının önüne bakarak) Bavullarımı buraya kim koymuş? Amma da münasebetsiz adamlar var ha!.. (Bavulları alıp, içeri getirir, yere koyar, zile basar) Anlayalım bakalım, ne hakla dışarı atmışlar? ("Suat'ın bavu-lunu kapının önüne koyar) Sahibi kapının önünden alabilir. Şaştığım bir nokta var: Bu herif, ne hakla benim odama giriyor? Bu otelde hiç disiplin yok. intizam yok. (Kapıya vurulur) Giriniz!..
SAHNE VI
GARSON - CEVAT
GARSON (Girer) Efendim. (Durarak) Geldiniz mi efendim? Bavullarınız hazır.
CEVAT Evet geldim, odama döndüm. Fakat bavullarımı kapının önüne atmışlar; yerine de, başka bavul almışlar. Bu, ne demek, anlamadım?..
GARSON — Anlaşılmayacak bir şey yok, efendim... Odanız başkasına kiralandı.
13
CEVAT — Kime?
GARSON — Bir beye.
CEVAT — Ne zaman?
GARSON — Bir çeyrek saal kadar oluyor.
CEVAT — Bu oda mı?
GARSON — Evet efendim. (Kapıdan çıkıp oda numarasına bakar) Ta kendisi! 137 numara.
CEVAT — Ya ben ne olacağım?
GARSON — Gideceğinizi söylemiştiniz.
CEVAT — Uçak zamanı geçti, gidemiyorum.
GARSON — Odayı bıraktığınızı, bu gece burada kalmayacağınızı söylemiştiniz.
CEVAT — Öyleydi. Fakat fikrimi değiştirdim. Bu akşam değil, yarın sabah Çanakkale yoluya gideceğim.
GARSON — Doğrusu, pek can sıkıcı bir durum.
CEVAT — Dikkat ediniz, söylediğinizi kulaklarını?; işitiyor mu?
GARSON — Evet; ağzımla kulaklarım birbirine pek yakındırlar. Pek sıkıcı bir durum olduğunu açıklamak zorundayım! Sekretere hesap hazırlamasını söylemiş, gitmişsiniz.
CEVAT — Hesabımı gördüm mü?
GARSON — Hayır!
CEVAT — O halde? Bir müşteri hesabını kapamadan, parasını vermeden, odasını bırakmış sayılmaz. (Bavulunu açıp, pijamasını çıkarmaya başlar).
GARSON — Buraya mı yerleşiyorsunuz?
CEVAT — Elbette. Odamdan memnunum. Sonra, bu saatte başka nereye gidebilirim?
GARSON — Ya o bey ne olacak?
CEVAT — Ona da başka bir yatak verirsiniz.
GARSON — Otelde, Allah korusun, biri del irse onu kapatacak oda bile yok. Bunu siz de biliyorsunuz.
CEVAT — Başka otele gitsin.
GARSON — Öteki oteller de bizim gibi. Otel sahipleri yersizlikten hem ağlaşıyor, hem gülüşüyorlar.
CEVAT — O halde başka bir şehre gitsin.
GARSON — Çok şakacısınız!
CEVAT — Hayır, gerçeği söylüyorum. Burası benim odam. Elbette burada kalacağım.
14
GARSON Peki ama, o beyi ne yapalım? Nereye yerleştirelim?
CEVAT Kendi odanıza alınız!
GARSON Ben evliyim, beyefendi.
CEVAT Karınızı bırakınız!
GARSON Allah korusun! (Arkaya çekilir) Gidip müdüre telefon edeyim bari.
CEVAT Karınızı bırakacağınızı mı?
GARSON Hayır, bu odanın iki müşterisi olduğunu.
CEVAT -- Âla. Memnun olur.
GARSON Ummam. Her halde bu işi düzeltmeli!
CEVAT Bu benim işim değil; sizin işiniz. Ben, buraya, partimin önemli işleriyle uğraşmaya, tartışmaya, çatışmaya (biraz durur) ve arada sırada kaçamak yapıp eğlenmeye geldim. Zihnimi bu işlerle yoramam. Beni rahat bırakın. K?r, hizmetçisine de söyleyin, bana bir sabun getirsin!..
GARSON ••-- Başüstüne efendim. (Garson çıkmak üzereyken, dipteki kapı açılarak içeri Sual girer).
SAHNE VII
SUAT - GARSON CEVAT
SUAT Bavullarımı kapının önüne atmaya kim cesaret rtti? Anlamak isterim!
GARSON (Cevat'ı göstererek) Bu bey!
CEVAT ( Suat'e.) Odada fazlaydılar de ondan!
SUAT Ne hakla?
CEVAT Bu oda benim!..
SUAT Numarayı yanlış mı gördüm? (Kapıyı açıp dışardan oda numarasını inceler) Hayır, tamam. 137 numara. Bu oda benim.
CEVAT - Hayır, benim.
SUAT — (Garson'a) Bu, ne demek?
GARSON Sizden önce bu odada yatan, bu beydi.
SUAT - Odayı bıraktığını söylemiştiniz?..
GARSON - Evet.
SUAT — 21.30 uçağı ile gideceğinizi de eklemiştiniz.
CEVAT •- Uçağa yetişemedim.
SUAT — Orası beni ilgilendirmez. Bu oda benim! (Kapının dışından bavulunu alıp içeri getirir. Yere koyar).
CEVAT — Hayır, olamaz!
SUAT — Pekâlâ olur. işte bu kadar!
CEVAT — (Sinirli) Rica ederim, buradan çıkıp gidiniz!
SUAT — (Omuzlarını silker) Nereye? Otel tıklım tıklım
CEVAT — Orası beni ilgilendirmez. Bir çare bulunuz. Garsona, otel sekreterine, otel sahibine yalvarınız.
SUAT — Nezaketinize diyecek yok.
CEVAT — Nezaket göstermek zorunda değilim! Ben İ/.-mir'de misafirim. Otelde bir odam var. Odama sahip olmak istiyorum. Onu savunuyorum.
SUAT —(Bauulunu açarak) Odanıza sahip olmak istiyor idiyseniz, bırakmamalıydınız. Bir oda bırakılırsa, oraya bir daha dönülmez.
CEVAT — Orası sizi ilgilendirmez! Fikrimi, istediğim gibi değiştirmeye hakkım var!
SUAT — (Sert) Hayır, yok!
CEVAT — (Daha sert bir şekilde) Evet, var! (Suat'ın pijamalarım çıkardığım görür) Ne yapıyorsunuz? ille burada mı kalacaksınız?..
SUAT — Elbette. Ceket pantolonla yatacak değilim ya!
CEVAT — (Garsona) Garson!
GARSON — Söylemiştim. Çok can sıkıcı bir hal.
CEVAT — Gidip müdürü çağırınız.
GARSON — Şimdi efendim. (Giderken, kendi kendine) iş kızışacak, sarpa saracak, ikisi de keçi. Müdür de yok!
SAHNE VIII
CEVAT — SUAT - (Sonra) GARSON '
(Suat, bavulundan eşyalarım çıkarmayı sürdürür).
CEVAT — (Yatağının pikesini, battaniyesini açar. So7ir« gidip bir koltuğa oturur) Yazık, zahmet ediyorsunuz! Tekrar yerleştireceksiniz.
SUAT — O, sizi ilgilendirmez!
CEVAT — (Alaylı) Efertdim?..
SUAT — Susunuz!
CEVAT -- Düşünün bir kere, benim bu otele on iki yemek, beş gecelik yatak borcum var.
SUAT — Bana ne? Bundan ne çıkar?
CEVAT Çok şey çıkar. Müdür, ikimizden hangimizi memnun etmeyi ister?.. Elbet kendisine borcu olanı. Sizin —çok şükür— otele henüz borcunuz yok. Elbet, size tası tarağı toplamak düşüyor.
SUAT — Çok kaba bir adamsınız!
CEVAT — (Sinirli) Rica ederim, ağzınızı bozmayınız! SUAT — Hem inatçı, hem de saygısız olduğunuz meydanda! (Pijamasını giymiştir. Cevat'a) Lülfen kalkar mısınız? CEVAT -- Niçin?
SUAT — O koltuk bana lâzım! (Cevat kalkar, Suat koltuğa giysilerini yerleştirir) Teşekkür ederim.
CEVAT — (Soğuk bir tavırla) Bir şey değil. Müdür size hak verse bile, buradan gidecek miyim sanıyorsunuz?
SUAT — Sizde keçi inadı var!
CEVAT - Sizinki de katır inadı!..
SUAT — (Sinirli) Ağzını bozma ulan!
CEVAT --- Ulan sensin terbiyesiz herif!
SUAT — Terbiyesiz sensin, defol buradan!
CEVAT — Sensin! (Birbirlerinin üzerlerine yürürler. Vakalarına yapışırlar).
SUAT Ne duruyorsun, vursana!.. CEVAT Önce sen vur!
SUAT — Al öyle ise! (Kavga, gayet komik biçimde başlar. Önce itişme kakışma; sonra da yatak yastıkları silâh olarak kullanılırken) Defol!..
CEVAT — Sen defol!..
SUAT — Çık diyorum sana!
CEVAT -- Sen çık!
SUAT — Defol!
CEVAT - Sen defol!
(Garson, kapıda görünür. Manzarayı baştan dehşetle, sonra da gülümsemeyle seyreder. Tırnaklarını birbirine sürterek, kavgayı kızıştıncı hareketler yapar).
17
SAHNE IX
|
GARSON |
CEVAT — SUAT
GARSON — Bu ne biçim kavga yahu! O, ona defol! Bu. ona defol! diyor, ikisi de «def» olmayı kabul ediyor. Peki, peki beyler!.. Öyleyse biriniz def, birini/, dümbelek olun! (Aralarına girer. Ayırmaya çalışır. Bu arada kendisi de bir iki yastık yer) Beyler, ayıp! Ayıp! Size kavga yakışır mı? Ayrılın bakayım!.. (Kavga sürer. Garson kızar, bağırır) Size söylüyorum be! Ne biçim heriflersiniz? Şimdi, ben de başlayacağım ha! (Suat'ı yatağın kenarına, Cevat'ı da Suat'ın giysilerini koyduğu koltuğa oturtur) Hah şöyle! Paşa paşa oturun bakalım! (Suat ve Cevat kızgınlıktan titremekte, birbirlerine ters ters bakmakta, üstlerini başlarını ve saçlarını düzeltmektedirler. Garson, bir bardak su doldurur, Suat'e) iç bakalım da ateşin : yatışsın!
SUAT — Teşekkür ederim. Ben içmem, ona ver.
GARSON — (Cevat'a) Hadi bakalım, sen iç!
CEVAT — (Su bardağım diker, bitirir) Bir daha doldur!
GARSON — Hay hay! Afiyet olsun! ;
CEVAT — (Onu da diker, bitirir) Yarabbi şükür! Bir daha! *
GARSON — Fazla olacak. Geceleyin yatağı ıslatmayasını/.
CEVAT — Senin işin ne? Kurutursun!
SUAT — (Cevat'a) Sulu herif!
CEVAT — Sulu sana derler! (ikisi de kızgınlıktan ayağa • kalkarlar).
GARSON — (Aralarına girer) Yine başlamayın da. (Hâkim bir emirle) Oturun yerlerinize!.. (Bu emre uymaları hoşuna gitmiştir. Bir daha hâkim bir emirle) Kalkın ayağa! (Kalkarlar) Oturun! (Otururlar) Kalkın! (Kalkarlar) Oturun! (Otu-rurlar) Rahat! Hah şöyle! Alışın emir almaya!
SUAT — (Yumuşak) Müdür nerede?
GARSON — Müdür, burada yok efendim!
SUAT — Nerede?
GARSON — Şehre gitmiş. Demin aklıma geldi.
Otelciler
Derneği, bu gece bir şölen veriyor. Bizim müdür, dernek baş
kanıdır da, oraya
gitti. Gece yarısından önce gelmez. ;
CEVAT — Peki kendisi yoksa, karısını çağır!
GARSON — Yatıyor.
18
CEVAT — Uyandır!
GARSON — Mümkün değil efendim. Uyku hastalığına uğramış. On dört yıldır Memleket Hastahanesinde yatıyor.
SUAT — O halde vekilini, sekreterini, idare müdürünü, birini çağır!
GARSON — Hepsi şölende. CEVAT -•- Simdi burayı kim idare ediyor? GARSON — Ben!
SUAT —- O halde bizim halimize bir çare bul! GARSON — Müdürün dönüşünü bekleyeceksiniz. CEVAT — O ne zaman dönebilir?
GARSON — (Saatine bakar) Şimdi saat 22.00. Sabaha karşı buradadır.
CEVAT - Yarın sabah erkenden yola çıkıyorum. Gözümden uyku akıyor. (Koltuktan kalkar. Yatağın kenarında oturan Suat'a) Lütfen, beyefendi!
SUAT — Anlamadım?
CEVAT Yatağı boşaltın.
SUAT — Olamaz!
CEVAT -— Ama, şimdi gene başlayacağız.
SUAT --- Hay, hay! (Ayağa kalkar. Kavgaya hazırlanır).
GARSON -— (Araya girer) Vazgeçin; sürahide su kalmayacak. Sanırım bir çare buldum.
CEVAT — Nasıl?
GARSON -— Yazı mı, tura mı atarsınız.
SUAT - Anlamadım?
GARSON Havaya bir para atarsınız, paranın tura yüzünü isleyen yatağa yatar, yazı yüzünü isteyen de başka yere gider.
CEVAT — Başka yere mi? Nereye?
GARSON — Örneğin, deniz kenarına, rıhtım boyuna!
SUAT — Oralara sen git! Odanı da beye ver.
GARSON — Demin, evliyim dedim ya!
CEVAT — (Suat'e) Dikkat edin sözlerinize! Ben hizmetçilerle yatacak adamlardan değilim!
GARSON —- (Ceuat'a) Biz hizmetçi değiliz. Karım çamaşırcıların, başıdır. Ben de şu dakikada otel müdür vekiliyim. (Kızgınlıkla çıkar).
19
SAHNE X
CEVAT — SUAT
(Cevat ve Suat. sakin konuşurlar. Birbirlerini kandırmaya çalışırlar).
CEVAT — Bir kere... İki kere soruyorum! Buradan gitmeyecek misiniz?
SUAT — Ben de size aynı soruyu soruyorum.
CEVAT — «Hayır!» cevabını veriyorum.
SUAT — Ben de «Hayır!» diyorum.
CEVAT — Pekâlâ, o halde ben de yatıyorum.
SUAT — Ben de. (ikisi birden yatağa girerler. Yanyana bağdaş kurup otururlar).
CEVAT — Hayrola? Bu ne böyle?
SUAT — Sağlık! Geceniz hayrolsun!..
CEVAT — Yaptığınızı beğeniyor musunuz?
SUAT — Elbette!
CEVAT — Ama rahatsız olacaksınız! (Biraz düşünür) Çünkü ben pek fazla horlarım; yatak değil, otel yerinden oynar.
SUAT — Ziyanı yok. Siz, kendinizi düşünün.
CEVAT — Neden?
SUAT — Rahatsız olacaksınız da ondan! (Biraz düşünür) Çünkü benim ayaklarım köpek leşi gibi kokar. Odada değil, otelde oturulamaz.
CEVAT — Ziyanı yok. Ben nezleyim, duymanı, (öksürmeye başlar).
SUAT — Öyleyse Allah rahatlık versin! (Yatmaya çalışır)
CEVAT — Hayır! Yatamazsınız! (Yorganı çeker)
SUAT — Yatacağım yahu! (Yorganı üstüne çeker)
CEVAT — Hayır, yatamazsınz! (Yorganı çeker)